Geçen ayki sayfa görüntüleme sayısı

ekolojik denge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekolojik denge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2016 Pazar

Balık yemeli mi, yoksa yememeli mi?

Tertemiz sularda büyüyüp gelişen, kirliliğe maruz kalmamış, civa ve benzeri ağır metaller taşımayan, mutasyona uğramamış balık  bulsak da yesek...
''Gıda güvenliği üzerine çalışmalarıyla tanınan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Kenan Demirkol da avlanma bölgeleriyle ilgili resmi bir çalışmanın olması gerektiğini söyledi. Deniz balığını önerirken bile doktorlar olarak dip balığını tavsiye etmediklerini söyleyen Prof. Dr. Demirkol, "Ancak bu çalışmada dip balığı temiz, yüzey balığı kirli çıkmış. İki ayrı yerden hamsi alınmış, incelenmiş. Biri tertemiz, öbüründe kurşun değeri 10 kat yüksek. Dolayısıyla şu balık kötü ya da şu balık iyi demek hakkımız yok. Avlanma bölgeleri üzerinden bir araştırma yapılmalı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın bu konuda geniş çaplı, tüm denizlerimizi, avlanma bölgelerini içine alan bir çalışma başlatması gerekiyor."
Hekim olarak Omega 3 alınması için balık yenmesini önermek zorunda olduğunu da ifade eden Demirkol, "Bu koşullarda nasıl böyle bir öneride bulunacağımı da bilemiyorum. Şu aşamada kamuya bir öneride bulunabilecek bir durumda değilim." dedi.
Yine de deniz balığı konusunda ısrarlı olduğunu söyleyen Demirkol, "Karadeniz ve Marmara bölgelerinin daha riskli, Akdeniz ve Ege'nin daha az riskli olduğuna dair bir izlenim ediniyorum. İnsanlara balık yemeyin diyecek kadar veri elimde yok. Ama ciddi bir açıklama gelene kadar Karadeniz ve Marmara balığı yemeyeceğim. Yine de bu sözlerimden çiftlik balığını öne çıkardığımız düşünülmesin. Çiftlik balığı hala bir alternatif değil. Bugüne kadar hekim olarak asla çiftlik balığını önermedim, hala da önermiyorum. Çünkü onlara verilen yemlerin içeriğini bilmiyoruz. Bu çalışma yeterli bilimsel kriterlere sahip değil. Ancak kamuoyunu uyarmaya yönelik bir çalışma.'' 
Bu açıklamaları bir gazetenin eski tarihli yazısından okudum ancak hala ikna olmuş değilim.Sayın profesör  gayet güzel açıklamış. Yapılan araştırmalar yeterli ve net değil.
Yine de aklımın bir köşesinde dursun diye buraya not alıyorum:
DİP BALIKLARI: Barbunya, tekir, dil, iskorpit, kalkan, kaya balığı, kırlangıç, lagos, mercan, mezgit, mırlan.
YÜZEY BALIKLARI: Hamsi, istavrit, uskumru, palamut.


25 Ocak 2016 Pazartesi

Kozmetik ürünlerindeki tehlike



Cilt temizliği için kullanılan  bazı sabun ve temizleyicilerin, peeling kremlerinin, duş jellerinin, bazı diş macunlarının, ruj parlatıcıların,  hatta kırışık örtücü makyaj malzemelerinin içinde, minik plastik parçacıklar kullanıldığını biliyor muydunuz?  Ben de  yeni öğrendim.  Mikroplastik  denilen bu madde ABD'de yasaklanmış.  Nedeni, bu parçacıkların ekolojik dengeyi bozduğu gerçeği. Öyle ki,  su kaynaklarına karışarak pestisitleri, motor yağlarını, her türlü zehir içeren partikülleri de bünyelerine  almaları nedeni ile  zararları katlanarak artıyor. Çoğu su arıtma sistemi bu  zararlı parçacıkları ayrıştıramıyormuş. En acı olanı da zavallı  deniz canlıları suya karışan mikroplastikleri besin  zannedip yiyorlarmış. Böylelikle  bu maddelerle birlikte  beraberlerinde taşıdıkları  toksik maddeler de deniz canlılarının tüm vücuduna işliyormuş. Besin zinciri yolu ile de  deniz canlıları ile beslenen diğer canlılar nasibini alıyor zehir ziyafetinden. Gördüğünüz gibi ekolojik dengenin bozulmasında, olumsuzluklar  dönüp dolaşıp kendine ulaştığı halde insanoğlu bu ve bunun gibi zararlı maddeleri ürünlerine  katmaya devam ediyor. Başka ülkelerde yasaklanan pek çok madde  bizde yıllar boyu insanların ruhu bile duymadan kullandıkları ürünlerin içinde bulunuyor. Bir Amerikalı için risk önemseniyor ama Türk için ''no problem'' Acaba daha bilinçli  bir toplum olma yolunda bizlerin ihmalleri yok mu? Bizi önemsemeyen sistemi, önemsemeleri için zorlayıcı olamaz mıyız?
 Mikroplastiklerin , iri çekilmiş pirinç unu, kil, ponza taşı, kahve telvesi  gibi  doğal alternatifleri var ama bunlar cildi daha iyi  temizledikleri halde, yumuşatmıyorlar. Yani durum şu; doğallar iyi temizliyor ama yumuşatamıyor, mikroplastikler pek de iyi temizlemese de yumuşacık cilt ve saçlar ile insanların aklını çeliyor. Dahası, daha sık ve daha  çok kullanmaya yöneltiyor. Bu da  kozmetik şirketlerinin  işine geliyor. Onlar için  satış ilk ve öncelikli hedef.  Ekolojik dengeyi bozan, dolayısı ile sağlıksız nesillere evrilen insanlık  tüm bunları düşünmeden  tüketmeye devam ettikçe  yapacak fazla bir şey yok.
En azından etiket okuma  alışkanlığı edinmek, orada içindekiler olarak belirtilen maddelerin ne olduğunu merak etmek önemli bir adım.
İçinde mikroplastik olan ürünleri kontrol etmek isterseniz ürünün etiketindeki şu içeriklere dikkat edin:
  • polietilen (PE-polyethylene),
  • polipropilen (PP-polypropylene),
  • polietilen terafitalat (PET-polyethylene terephthalate)
  • polimetil metakrilat (PMMA-polymethyl methacrylate)